PRAG'da BİR TÜRK'Ü ZİYARET

A+ DERGİSİ İÇİN YAYINLANMIŞ HALİ İLE
Ziyaret eden : Dr. Sefa Ulukan


Hep duyardım güzelliğini ve benim fotoğrafla ilgili olduğumu bilen her arkadaşım “ mutlaka gitmelisin” derlerdi. Çok daha uzaklara gitmiştim ama bir türlü fırsat yaratıp gidememiştim. Sanırım bunda en büyük etkenlerden biri adı çok fazla duyulmuş olmasındandı, hangi tur firmasına baksam Prag’a her mevsim ve her an bir tur var. Ben biraz keşfetme zevki ararım gezi programımı yaparken. #Prag ile ilgili biraz araştırma yaparsanız Avrupa’da tek başına en çok turist çeken kentlerden biri olduğunu görürsünüz. Sayfalar dolusu tarihsel ve kültürel zenginliği ile ilgili bilgi bombardımanına uğrarsınız. Hele Kafka’yı biraz seviyorsanız görmeden gidemeyeceğiniz bir kent olarak listenize eklersiniz.
Cami minarelerine alışmış göz kültürümüzü kentin kilise ve katedrallerinin gotik kuleleri bir anda şaşırtmakta, hatta bu kadar ince detaylı nasıl bir mimari çalışma yapıldığını düşünmeden edemiyorsunuz. Yaşayan bir tarih var her köşede. İmrenilecek ve örnek olunacak şekilde korunmuş ve mirasına ihanet etmemiş tam tersine katkı sağlamış bir kültür anlayışını hissediyorsunuz. Bazı gezilerimde “bizde bunun alası var, ama sunup pazarlayamıyoruz “diye düşünürdüm. İşte bu pazarlamanın en üst örneğini yaşıyorsunuz Prag’da. Her köşe başı, her taş gerçek değerine kavuşturulmuş. Şehri dinlediğinizde her dilden, her renkten insanı duyabiliyorsunuz.
Sanat tarihinden pek anlamam ama bir çok tanıtım kitapcığına göre Gotik sanatın bir çok mimari başyapıtı bu kentte. İşin güzel tarafı kısa bir tur isterseniz yürüyerek 2- 3 saatlik, biraz vakit ayırabilirseniz tüm günlük bir yaya turu ile tüm bunları soluk soluğa yaşabiliyorsunuz.
Elinde ülke bayrağı ya da tur firmasının logosunu  minik sopasının ucuna takıp havaya kaldırarak dolaşan tur rehberlerinin arkasına takılmış küçük grupları takip ederseniz hepsinin saat başlarına yakın bir zamanda  bir noktada toplandığını görürsünüz. O zamana kadar bu gruplar Elbe’nin bir kolu olan Vltava Nehrinin iki kıyısına yayılmış bu Bohemya Krallığının zamanında başkentlik yapmış kenti şöyle bir turlamışlardır. Kentin gururu, ortaçağ boyunca kraliyet gücünün merkezi olan Prag (Çekler #Praha diyor) Kalesi’nden gelmekte. Kale alçak bir sırtın tepesinde büyük bir ihtişamla oturup kentte olup biteni seyretmekte. Tüm tarihe şahit olmuş bir gururla sizi izliyor bu Yüz Kuleli kentte.
Kent günün her saati farklı bir havaya bürünüyor, Vltava nehri üzerindeki Gotik mimarı şahaseri köprüler ki bunlardan en ilgi çekeni Karel Köprüsü ve üzerindeki heykeller tam bir fotoğraf platosu yada kap tualini gel yeri.
Sanat ve kültür merkezi bir kent, kapısı sonuna kadar açık kilise ve katedrallerden müzik sesleri yayılmakta ve hepsinin kapısında mutlaka bir konser afişi görebiliyorsunuz. O meşhur Franz Kafka’ya yönelik bir etkinlik mutlaka vardır. Hani bunlardan sıkılıyorsanız  Çek Cumhuriyetinin Avrupa’nın önde gelen bira üreticisi olduğunu hatırlatırım ve mutlaka yerel taze biralardan birini kafe de yudumlamanızı öneririm. Kent turu ile ilgili bir sürü imkan var, yaya ve bisikletle veya at arabası keyfinize kalmış.


Ben kalabalığın arasında sıkça duyduğum Türkçe’yi ve yapılan turistik yorumların yüzümde bıraktığı gülümseme ile boynumda fotoğraf makinem ile Prag’ta yüzyıllardır bulunan bir Türk ile randevuma gidiyordum, saati gelmişti artık. Eğer ilginiz çekerse sizde bir ziyaret edin...nerede mi, söyleyeyim. Eski kent merkezindeki meydanda  çok bilinen bir Astrolojik saat vardır. İşte tüm turist grupları şehri gezip tozup her saat başı bunun önünde gelip dururlar. Bu saat, bir saat uzmanı ve gerçek adı Jan z Ruze olan ama Hanus Usta diye biline  kişi tarafından 15ci yüzyılda yapılmış ve sonraki yüzyıllarda defalarda tadilattan geçirilmiş. Baktığınızda saat kulesinde  iki büyük daire görürsünüz alta kısımdaki takvimdir aslında ve üstünde bulunan  saatte ise iç içe geçmiş daireler görürsünüz. Bu size gerçek zamanı gösterirken aynı zamanda güneşin ve ayın konumunu da göstermektedir. Dış halka Arapça numaralarla 24 saatlik gün dilimini ve mavi renkli kısımda da gün ışığını ifade eder. Roman rakamlı halka ise bildiğimiz saati gösterir. Saat aynı zamanda burçların on iki temsilcisi vurgulanarak 16.cı yüzyıl Prag’ında çok önemsenen güneş ve ayın pozisyonunu da göstermekte. En üstte ise saat başı çalınan çanın arından  açılan pencereden 12 havari boy gösterir. İşte bütün turistlerin kafaları havada bu anın bekler. Ben ise dudaklarımda bir gülümseme ile fotoğraf makineme teleobjektifimi takıp saatin sol tarafında bulunan iskelet figürünün yanındaki Prag’daki Türk’ü fotoğrafladım. Ölümü simgeleyen iskelet figürünün yanında bulunan başında sarığı ve Osmanlı giyim tarzı ile işlenmiş bu  “The Turk”  İngilizce karşılı ile “lust” sembolü. Sözlüklere bakarsanız ilk bulacağınız anlam “şehvet”tir ancak gerçek kullanımı “çok güçlü ve karşı konulamayan” ifadesi de taşır. Artık hangisi işinize geliyorsa. Ben yirmibirinci yüzyılda buralarda dolaşan bir Türk olarak atalarımızın yüzyıllardır Avrupa derinliklerinde bıraktığı izlenim ve saygı ile karışık korkunun bir temsilcisine rastlamaktan mutlu ve bizi AB’ye neden almadıklarının bir psikolojik açıklaması ile ayrıldım bu büyülü kentten.

#güneşsaati, #prag, #sefaulukan ,#kafka





SONRAKİ
« Prev Post
ÖNCEKİ
SONRAKİ YAZI »

KONU İLE İLGİLİ YORUM VE GÖRÜŞLERİNİZİ BEKLİYORUM ConversionConversion EmoticonEmoticon

Thanks for your comment